METE ÖZGENCİL SERGİSİ

Kocaev


METE ÖZGENCİL SERGİSİ

15 HAZİRAN 15 TEMMUZ



Bir ressam olduğumu düşündüğüm zamanlar, bunun böyle kalamayacağını hissettiğimi hatırlıyor, kelimelere dökülecek kadar gerçeğim olduğunu bilemiyordum.
Evrimini diğer sanatlara göre hayli erken tamamlayıp kendi defterini kendi düren resim, geriye pek açık kapı bırakmamakla birlikte bolca kilit bıraktı. Dokunulamaz kurallar, yaklaşılamaz ufuklar, anlaşılamaz küfürler, dizginlenemez red edişler...ve ketum bir yalnızlık.
Suskunluk isteyen resim yapsın... Öyle kolaydır ki başka şeylerden konuşmak ve öyle zordur ki resim konuşmak. Ya ilişkidedir sizinle; anlatsanız müstehcen olmak kaçınılmaz hatta hiç göz dikilmemiş tepelere çıkarıyorunuzdur ya da ufkunda hiç durmuyorsunuz ne siz onun ne o sizin.

92 yılında son sergimi açtığım İstanbul Galeri Baldem Nişantaşı kitapçığına Jean Genet'nin Giacometti'nin yapıtlarına bakışını anlattığı bir yazısını alıntılamıştım... kısaca: Yapıtın yanına onu aşağılayarak gidişini ve Giacometti'nin eserinin buna izin vermediğini anlatır. Soyut veya figüratif bir resmin hedefinin bu olabileceğini de eklemişim sonuna. Gelgelelim zaman geçtikçe başka bir sözüne daha rastladım Genet'nin. Rastlamaktan öte duyar-duymaz Aşk.. Ne yani! referanslarımın hepsine Genet ipotek mi koydu!.. Tutarlılık bir tür sıkıcılık mıdır!.. Farkeder mi! Doğruyla güreşilir mi! Hayır. Diyor ki bu muhterem Genet - BİR VAZO SANAT ESERİ OLABİLİYORKEN NEDEN BİR HAYAT OLMASIN.
Olmalı elbette. Arkasında hayat denebilecek bir hayat olmayan hangi işi duyduk ve sevdik. Sanatçısız sanat = Doğa.
Sinemada sanat yönetmenliğine de, ki bence ''Eşya Yönetimi'' dense daha doğru olur,
video klip çekmeye de içinde dolaşabileceğim-zamanı ekleyebileceğim resimler diyerek had buldum. Ama, aklımda 90 yılından kalma bir ses duruyordu. Kuzguncuk Çınaraltı kahvesinde yan masada Can Baba yanındakine - Yapmazlar ki şöyle güzel bir caz müziği üzerine söz yazasın...

Anlaşılan insan, insanlıktan umutsuzsa resim, derdi deşmek istediğinde senaryo, canı çıktığında söz, müdanasızlıkta da ses oluyor.
Kırbaçım yok. Olmazsa olmaz kontürlerimiz hiç yok. Bazen rönesans paletinden aşırılmış taş-toprak-karmaşayız, bazen öğle güneşinde ayan beyan, az olmakla beraber bazen sıkılmışız enerji tasarruflu odalarda floresan...
Resmi; su, kağıt, pigment, fırça, parmak, yüzey basıncı, yer çekimi, rastlantılar ve ben birlikte yapıyoruz.
Bu bizim İkinci Doğamız. Doğanın bizde kalanı.
Bir şey anlatmıyoruz. Anlamak-anlatmaktansa hatırlamayı, An'da oluşanı, duyumsananı sabitleme durumundayız.
Sevdiyseniz sizindir sevmediyseniz benim.
Sevgilerimle...

Kocaev